görünenin ardındaki

26/5/2008 - Enver abi...

Kategori: Ne Demeli

 

 

                           Enver abi!  “Ali dibo” AKP                              02.04.2008

 

 

 

                           Gazeteci Ercan İnan kardeşimiz anlatıyor;

 

                            1997-2000 dönemi ile ilgili olarak İhlas Holdinge kaçırılan vergiler nedeniyle vergi salınıyor. 2002 yılında tebliğ ediliyor. İhlas holding dava açıyor. Kaybediyor. Bir üst mahkemeye gidiliyor. Aşama aşama açılan 7 dava da kaybediliyor. 25.5 2007 tarihinde Danıştay dava Daireleri onama kararı veriyor ve vergi kesinleşiyor. Ancak 30.01 2008 tarihine kadar Vergi dairesine tebligat yapılmıyor. İhlasa ise tebligat yapılmıyor.

 

                           Derken, 17.03.2008 tarihinde İhlas Holding uzlaşma için İstanbul vergi Dairesine müracaat ediyor. Normalde vergi için “uzlaşma”ya gidebilmek için itiraz edilmemesi, dava açılmaması(veya açılmış ise geri alınması veya açılan dava sonucu verginin onanarak kesinleşmemiş olması) gerekir.  Ama bu “normal”de..

 

                          Bu arada başka gelişmeler olmuş. 20.02.2008 kabul t.li 5736 s.lı  BAZI KAMU ALACAKLARININ UZLAŞMA USULÜ İLE TAHSİLİ HAKKINDA KANUN  28.2.2008 t. itibariyle yayınlanarak yürürlüğe giriyor.  Bu yasanın 1. madde  5. bendi ile “  İhtilafa ilişkin nihai kararın kesinleşmiş olması halinde bu madde hükmünden yararlanılamaz. Bu takdirde kesinleşmeye ilişkin kararların bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla taraflardan birine tebliğ edilmiş olması şarttır.” yolunda bir istisnai bir düzenleme getirilmiş.

 

                         İşte İhlas Holding de bu “istisnai düzenlemede” tanımlanan ilk ve tek mükellef olarak “uzlaşmaya” müracaat etmiş…

 

                        Aferin İhlasa…

                        Aferin bu kanunu çıkaranlara…

                        Aferin tebligatlarda ki zamanlama ve ayarlamaları yapanlara…

                        Aferin “fakir fukara, garip guraba” edebiyatı yapanlara..

                        Aferin..

                        Aaa!

 

                     

   

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/3/2008 - "batının ahlaksızlığı"

Kategori: Ne Demeli

                                Batının ahlaksızlığını mı almak                            2.2.2008

 

 

                              Gerekiyorsa uzmanların da yardımları ile önceden hazırlanarak tasarlanıp karalaştırılmış olan konuşmalar önemli olabilir ama çoğu kez içtenlikli olamazlar. Önceden tasarlanmaksızın-irticalen yapılan konuşmalar ise genellikle önemli olmayabilir ama insanın “alt ben”ini yansıttığı için çok samimi ve bu nedenle de çok önemli ve değerli olabilirler

 

                             Başbakan’ın bütün medyada yer alan “Batının bilim ve sanatını alacağımıza ahlaksızlığını aldık”  yolundaki sözleri de böyle gibi…

 

                             Bilim almamış mıyız?

 

                             Osmanlının son dönemine kadar bilim olarak sadece dini bilgiler okutuluyordu. Asıl Cumhuriyet’ten sonra yapılan reformlarla ve tümüyle “batı”ıdan alınmak suretiyle temel bilimler tekrar Üniversitelere girdi.  Yeterli mi ayrı konu?

 

                             Sanat almamış mıyız?

 

                             Roman, hikaye, resim, heykel, opera, sinema, tiyatro vb.  vb. bir çok sanat dalı tümüyle batıdan alınma. Yeterli mi ayrı konu?

 

                            Peki ahlak!

 

                            Hırsızlık, cinayet, gasp, dolandırıcılık, üçkağıtçılık, hile, tehdit, cebir, şiddet, yağma, rüşvet, iltimas, emniyeti suistimal,  kayırmacılık, tecavüz, sövme, dövme, yağma, yalan, talan, naylon fatura, hayali ihracat, ihaleye fesat, kitabına uydurma, kılıfını hazırlama vb. vb. vb…

 

                     Ahlaksızlık diyebileceğimiz bu olguların hiç biri de “batı” kaynaklı gibi görünmüyor.   

                           

                     Fakat bilim, sanat ve ahlak kategorisinin dışında kalan ve batıdan aldığımız şeyler de var.

                     Örneğin;

                     Saltanat ve hilafetten vazgeçerek kurduğumuz Cumhuriyet ve demokrasi;                           

                     din ve devlet işlerini ayıran laiklik ilkesi;

                     “kul”luktan “birey”e ve tabiyet”ten “vatandaş”lığa geçiş;

                     harem-selamlık ayrımcılığından vazgeçilmesi;

                     kadın erkek eşitliğinin kabul edilmesi ve kadın erkek ortak sosyal yaşamı;

                     İçkinin sosyal hayatta alenileşmesi.. vb.

                      

                     Batıdan aldığımız bu hususların dışında,  batıdan alamadığımız ve “batı”da orta çağ ile sona erdiği halde bizde gittikçe güncellenen ve güçlenen “din istismarı -takiyye”  gibi olgular da var.

 

                     Bunların;

                     hangisi bilim, hangisi sanat, hangisi ahlak ya da ahlaksızlık

                     Başbakan hangisini kastetmiş, hangisini söylemiş.

                     Söyleyip kastetmedikleri mi? Kastedip söylemedikleri mi? 

                     Ne demeli?

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/3/2008 - şu koruyana bak

Kategori: Ne Demeli

 

 

                                   Böyle Korumadan Allah Korusun                        

                                                                                                                                  30.01.2008

                                                                                           

 

 

                             “AKP hükümeti, cumhuriyetin de demokrasinin de laikliğin de hukuk devletin de teminatıdır, koruyucusudur” demiş Başbakan.

             

                              Ne demeli?!

 

                              Böyle koruyuculardan Allah korusun mu?

                              Gölge etme başka ihsan istemez mi?

                              İlişme yeter mi?

                      

                              Başka, başka ne demeli?

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/2/2008 - Tuğçe Baran

Kategori: Ne Demeli

                                       Tuğçe Baran                                                  

 

                                                                                                                      24.01.2008

 

 

                                    Tuğçe Baran, Meksika’da kadınlara mahsus otobüs seferleri konulmuş olmasından hareketle;  kadın ve erkekler için ayrı yaşam alanları olması gerektiğini savunuyor. Ve “..Ben mesela erkeklerle bir arada spor yapmaktan, bilhassa da yüzmekten hoşlanmayan bir kadınım. Oramı buramı, benim görmesini istediğim insan dışında, kimsenin görmesini istemiyorum. Olamaz mı?”  diyor..

 

                                    Olur, olur tabi de..

                                     Hemen şu sorular akla geliyor..

 

                                    a)O ne biçim spor, o ne biçim yüzmedir, o ne biçim mayodur  ki; görmesini istediğin insan dışındaki insanlar “ora”nı  “bura”nı görüyor?

                                    b)”Ora”nızı “bura”nızı göstermek istemiyorsanız, kadın erkek ayrı yaşamlar önermeden önce uygun spor, uygun mayo deneseniz olmaz mı?

                                    c)Erkeklerle birlikte spor yapan ve/veya yüzen kadınlar sizce göstermek isteyen kadınlar mı?

                                    d)”..görmesini istediğim insan dışında kimsenin görmesini istemiyorum..” diyor, sonra da kadın erkek ayrı yaşam alanı öneriyorsunuz. Oysa “kimse” dediğinize göre çözüm,  sadece  görmesini istediğiniz insanla spor yapıp yüzmek şeklinde olmalı değil mi? 

 

                                    e)Yoksa kadınları “kimse” saymıyor musunuz? 

                                           

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/10/2007 - Demokrasi-Cumhuriyet

Kategori: Ne Demeli

                 2007 yılı Eylül ayı başları. 22 temmuz seçimleri olmuş.  Malum kesimler hain ve kirli kahkahalara durmuşlar.   Gece saat 01.30 civarı. TV’de dolaşıyorum. Star kanalı, programın adı “akıl defteri” olsa gerek.  Mehmet Altan, Şahin Alpay ve Eser Karakaş üçlüsü Cumhuriyeti’in defterini dürmenin gurur ve sürur içindeler.

 

                Eser Karakaş;

               -(Fransız Cumhuriyeti başarılı sayılabilir. Eşitlikti, özgürlüktü çerçeve iyi doldurulmuştur. Başarılı diyebileceğimiz başka bir Cumhuriyet yoktur) diyor.

 

               Mehmet Altan;

              - (Cumhuriyet'i kuranlar “saltanatı” kaldırmışlar, kendileri oturmuşlar. Öncekilerden bir farkları yok) diyor.

 

                 Eser Karakaş söze devam edecek ama M. Altan hızını alamayıp;

 

                 -(Yaşam kalitesi açısından Türkiye Dünyada 96. sırada yer alıyor. Neden 96. sırada diye sorduğumuz için bize hain diyorlar) diye devam ediyor.

 

                   -(Evet; Mehmet Altan, 1923 yılında kurulmuş ve birkaç yıl sonra çok partili siteme geçerek demokrasıyi başlatma girişimlerinde bulunmuş ve nihayet 22 yıl sonra 1945 yılında çok partili sisteme geçmiş olan Cumhuriyet kurucuları ile(üstelik Hitler, Mussulini, Stalin gibi malum çağdaşları ortadayken); 1215 Magna Carta sonrası 1299 yılında kurulduğu ve yıkıldığı 1923 yılına kadar 624 yıl boyunca 1808 senedi ittifak, 1839 Gülhane hattı hümayunu vb  gibi küçük esnemelerin dışında saltanatından vazgeçmemiş olan Osmanlı yönetimi arasında bir fark görmüyor.

 

             Ne demeli?

             Cumhuriyeti kuranlarla Osmanlı Yöneticileri arasında demokrasi açısından fark görmüyor ve sonra da  Cumhuriyet Dünyada 96. sırada dedik diye bize hain diyorlar diye şikayet ediyor Mehmet Altan.  Doğrusu, bizce de Mehmet Altan ’a  hain demek için belirtilen sebep yerinde değil.

 

             Mehmet Altan’a,  Mehmet Altan demek yeterli

 

             Başka ne demeli?

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

görünenin ardındakileri aktarma denemeleri...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

picassobelkiyinegelirim
aslihanyildirim
baymidye
adanakigem
rosamystica
psikososyalgelisim
yukselsoyluoglu
versangur
asitoptas