görünenin ardındaki

2/1/2008 - Temel Bilimler mi? Temel İnançlar mı?

Kategori: GULDUKlerim

                                Temel Bilimler mi?  Temel İnançlar mı?

 

 

                                                                             

                      Askerlik. Hem de “ali okulu” uygulamalarının yaygın olarak kullanıldığı dönemler. Yani, askere gelen saf ve bakir Anadolu gençlerine; adabı muaşeret kurallarından- okuma yazmaya, deprem, gece-gündüz, mevsimler gibi doğa olaylarına ilişkin temel bilimlerden-vatandaşlık bilgilerine kadar bilgilendirme süreci.

 

                      Böylesi bir faaliyet içinde çavuş akşam dersini veriyor. Konu; uzay, zaman, dünya, güneş etkileşim ve ilişkisi.

               

                     Çavuş anlatıyor;

 

                    -“ Uzay sonsuz bir boşluktur.   Bu boşlukta guruplar halinde yıldızlar ve yıldızlar topluluğu veya sistemler halinde bulunur. Yıldızların biçimleri küre şeklindedir. Üstünde yaşadığımız Dünya da Güneş sistemi denilen gurup içinde yer alır.. Güneş sisteminin merkezinde Güneş bulunur. Güneşin etrafında da dünyamız ve diğer bağlısı uydular vardır. Güneş ve uydular sürekli hareket halindedirler. Güneş kendi etrafında döner, uyduları olan Dünyamız, Uranüs, Neptün, Mars vd. uydular ise hem kendi etraflarında döner ve hem de güneşin etraflarında dönerler. Bu dönüş esnasında Dünya’nın Güneşe bakan yüzünde gündüz, bakmayan yüzünde gece olur.

 

                       Dünya’mızın da Güneşten kopan bir parça olduğu kabul edilmektedir. Bu teoriye göre, Dünya uzun zaman önce Güneşten ayrılmış, zaman içinde soğuyarak dış yüzeyi kabuk bağlamış ise de, halen içerde mağma denilen yanıcı-yakıcı kütle eriyik halinde durmaktadır. Yüzeydeki kabuk kitlesi bu  eriyik-mağmanın üstünde hareket halinde ve yüzer durumdadır. Bu hareketlilik, mağma, kabuk ilişki ve etkileşiminde bazen deprem dediğimiz doğa olayları olur..”

                   Bu sırada Ali’lerden Recep;

                   - Komutanım bir şey sorabilir miyim? diye fırlamış..

                   - Sor bakalım.

                   - Komutanım, siz böyle diyorsunuz ama bizim köyün imamı Kör Bülent Hoca; “Dünya’nın bir tepsi gibi olduğu, dev gibi sarı bir öküzün boynuzu üstünde durduğu, öküzün orasına burasına sinek kondukça,  sinekleri kovalamak için kuyruğunu salladığı bu sırada boynuzdaki Dünyanın da sallandığı ve bizim bunu deprem olarak hissettiğimizi “ söylüyor demiş.

                    Çavuş;

 

                     - “Ulan, tabii ki Dünya tepsi gibidir ve de sarı öküzün boynuzu üstünde durur, kuyruğu ile sineği kovalarken oluşacak sarsıntı Dünya’da da deprem olarak algılanır; işin doğrusu-hakikisi budur bunu ayrıca söylemeye gerek yok.  Ama benim anlattıklarım “ders”tir. Ders olarak sorunca, demin anlattıklarımı söyleyeceksiniz, o kadar…” demiş..

 

 

                       

                 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/12/2007 - Azrail

Kategori: GULDUKlerim

                     Azrail

 

 

                   Vatandaş işe gidecek. Sabahleyin evinden çıkmış arabasına binmiş yola koyulmuş. Derken birisi el kaldırmış. Geçip gidememiş, durmuş. Adam arka tarafa oturmuş. Arabanın sahibi, adamın arka tarafa oturmasına biraz sinirlenmiş olduğunu belli eder bir ses tonu ile “kimsiniz nereye gidiyorsunuz” diye sormuş.

 

                 Adam;

                   - “Ben Azrailim “ demiş.

                 Arabanın sahihibi daha kızgın ve ama daha şaşkın şekilde

                  - “Ne Azraili kardeşim, sana insanlık yaptık arabamıza aldık, geçtin arakaya kuruldun bi de dalga mı geçiyorsun ” demiş.

                  Adam

                   -“inanmakta zorlanmanız ve şaşırmanız çok doğal ama gerçek bu. Yüz metre kadar ilerde birisi daha el kaldıracak, siz onu da bindireceksiniz, adı da Ali olacak. O şahıs binince bana inanmanız daha kolay olacak” demiş.

 

                     Bu arada zaten yüz metre kadar ilerlenmiş ve hakikaten birisi el kaldırıyormuş. Araç sahibi adam almak ve almamak için tereddüt etmiş ancak merakına yenik düşüp durmuş ve adam ön tarafa binmiş.

               Araç sahibi merak içinde;

                 -“Kimsiniz nereye gidiyorsunuz diye” sormuş bu yeni binene de..

               Yeni adam;

                 - “Ağabey ben Ali, size zahmet olacak ama  çarşıya kadar gidecektim” demiş.

                Araç sahibi; merak, korku ve heyacan içinde;

                 - “Bu arkada oturan arkadaş kendisinin Azrail olduğunu söylüyor. Ve senin adının da Ali olduğunu söyledi” demiş.

                 Yeni adam, dönüm arkasına bakmış!

                  - “Hangi adam” ağabey demiş.

                 Araç sahibi arka koltukta oturan adamı gösterip;

                   - İşte bu adam” diye öfke ile cevaplamış..

                  Adam;

                   - “Boşuna uğraşma o beni görmez duymaz, sadece sen görür ve duyarsın” demiş.

                  Yeni adam, tekrar arka koltuğa dönüp uzun uzun bakmış ve acıyarak;

                    - Valla ağabey ben bir şey görmüyorum. Sen herhalde rahatsızsın bir doktora görün” demiş.

                  Bu sırada araç çarşıya gelmiş olduğu için;

                 Yeni adam;

                    -“uygun bir yerde ben inebilirim” demiş.

                  Araç sahibi uygun bir yerde durmuş, yeni adam inmiş, dönüp tekrar arka koltuğa bakmış, araç sahibi adama bakmış;

                  -“Doktor ağabey doktor” demiş, yürüyüp gitmiş.

 

                 Araç sahibi adam, gittikçe artan bir korku yaşamaya başlamış. Arabayı hareket ettiremiyor ve hatta arkasına da bakamıyormuş.

                 Arakada oturan adam;

                 “Korkmana, üzülmene gerek yok. Her faninin erinde gecinde karşılacağı bir durum bu. Yapılabilecek bir şey yok. Ama istersen ben sana iki rekat namaz kılman için izin vereyim. Namazını kıl ve günahların için son bir af dile..” demiş.

 

                 Araç sahibi adam, namaz kılmak niyetiyle tam tevekkül ve teslimiyet içinde arabadan inmiş. Ömür gibi geçen iki rekat namazdan sonra dönüp geldiğinde, arabanın yerinde yeller esiyormuş…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/3/2007 - kim yediyse..

Kategori: GULDUKlerim

                Eski zamanlar. Bilginin az, mananın kuvvetli olduğu ve her mananın ritüellere dayandırıldığı zamanlar. Ve geleneklerle renklenen ve derinleşen yaşam  Yer Anadolu, bölge Kastomonu. Her yerde olduğu gibi bu bölgemizde de düğünler çok önemli hatta en önemli geleneksel tören. Anadolu'da düğünlerde en son gerdek akşamı gelinle damada yemek veriliyor. Bu yemek zifaf odalarına bırakılan genellikle etli pilav ve yanında bir tepsi baklava oluyor. Kastomonu yöremizde de yemek veriliyor, ancak tatlı olarak baklava yerine kabak tatlısı veriliyor.

 

          İşte böyle bir ahval ve şerait içinde bir Kastomonu düğünü yapılıyor ve son gün gelin damat zifaf odasına sokuluyor ve evin alt katında yakın akrabalar zifafın hayırlı ve müjdeli sonucunu beklemeye başlıyorlar. Ancak hayırlı haber için yeterince zaman geçmeden, damat öfkeli bir şekilde gelip oturuyor. Herkes şaşkın ve merak içinde birbirlerine bakıyor. Nihayet damadın babası dayanamıyor; "ne geldin lan buraya vasana gelinin yanına" diyor.  Damat susuyor bir şey söylemiyor. Gelin damat arasında kötü bir şey geçti diye endişesi büyüyor bekleyenlerde.. Bu kez gelinin amcası;  " niye vamıyosun gelinin yanına" diye soruyor, ama damat yine cevap vermiyor ve patladı-patlayacak bir öfke içinde susuyor. Endişler korkuya dönüşüyor ve bekleyenler kaş-göz işaretleri ile damadın sağdıcına durumu sor diye ışmar ediyorlar.  Ve damadın sağdıcı  " ne indin lan aşaaa, vasana gilinin yanına " diye çıkışıyor ama damat da patlıyor; " vamıyom lan, kim yediyse  kabağı  o vasın gelinin yanına " diyor 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/1/2007 - bir kendi kuluna bak bir de Mısır Sultanının

Kategori: GULDUKlerim

 

           Bektaşi Baba Erenler, yaşlanmaya yüztutmuş. Mazideki rindane yaşamdan sonra günah, sevap ve ahireti daha bir düşünür olmuş. Nihayet dayanamamış ve yürüye yürüye Hac'ca gitmek üzere bir kafileye katılmış... Mısır yakınlarından geçerken; hepsi de atlı, hepsi de pehlivan yapılı, güçlü kuvvetli, atlas ve kaftandan giyim kuşamları ve atlarının donatıları bile süslü-püslü gösterişli başka bir kafileyle karşılaşmışlar.

 

        Yeni kafilenin başındaki adam azamet içinde; " kimsiniz, nerden gelir nereye gidersiniz, kimin kulusunuz?" diye haykırararak sormuş. Baba Erenler; "Anadolu'dan gelip Hacca gitmekteyiz ve Allahın kuluyuz" diye cevaplamış. Ve kendi bakımsız, çelimsiz yapısı ve yırtık-pırtık elbise ve  yoksul görüntüsü ile gelenlerin güç, kuvvet, zenginlik ve azamet akan görüntülerindeki terslik nedeniyle dayanamamış ve "Afedersiniz, ya siz kimin kulusunuz" diye sormuş. Kafile başındaki adam yine  azamet ve gururla; " Mısır Sultanının kuluyuz" diye cevaplamış.

 

         Baba Erenler bir gökyüzüne(Tanrıya) bakmış, bir Mısır Sultanının adamlarına(güç ve zenginliğe) bakmış, dönmüş tekrar gökyüzine bakarak "Hey Allahım, bir kendi kuluna bak, bir de Mısır Sultanı'nın kuluna bak da, utan!" demiş.  

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/12/2006 - bahreyn geçeçeğim

Kategori: GULDUKlerim

 

 

          Kahramanımız bektaşi baba.. Malum rindane yaşamıyla maruf kendileri. Bu nedenledir ki Kurban Bayram'ına yakın bir zamanda elinde hayli iri lüfer balığı ile yürürken yolda görenlerin dikkatini çekmiş. Beynamaz yaşamı ve Kurban Bayramı arifesi ve elindeki iri balık çelişkisi. Nihayet Baba'yı görenlerden birisi dayanamış; 

 

         -"Ne o Baba erenler "kurban"lık mı aldın " diye seslenmiş. 

       

           Baba erenler, "tam yerine geldik manzara koyduk" hesabı hiç tereddüt etmeden..

 

         - "Eveeet" diye bağırmış ve "sırat'ı mustakimi bahreyn geçeceğim de" demiş..

         

      

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

görünenin ardındakileri aktarma denemeleri...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

picassobelkiyinegelirim
aslihanyildirim
baymidye
adanakigem
rosamystica
psikososyalgelisim
yukselsoyluoglu
versangur
asitoptas