1/2/2008 - ört ki ölem
“ört ki ölem” mi?
09.01.2008
“Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ıyım. Şahsımla alakalı, düşünebiliyor musunuz, dava açıldı. Neymiş birisine ben “sayın” demişim ve bundan dolayı açılan dava da ne biliyor musunuz.? Üç kuruşluk manevi tazminat davası… Niye? Acaba diğerleri tutar mı tutmaz mı? Hile-i şeriye uygulayacaklar ya…
Her zaman şunu biz biliriz. Suçun işlendiği yer, eğer matbuatsa yayının yapıldığı yer, suçlunun, zanlının, neyse bulunduğu yer… Hiç alakası olamayan bir yer. Nerede? Kartal ilçesinde… Bunu anlamakta zorlanıyorum”
Başbakan böyle diyor. Ama durum böyle mi?
Bakalım;
a)Açılan dava sebebi olarak birisine “sayın” demelerini gösteriyor. Oysa bu “sayın” hitabı ile ilgili olarak Ankara C. Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış ve izin için TBMM başvurularak sonucu bekleniyor. Henüz açılmış bir dava yok. Daha evvel basında bu hususlar yer aldı.
b) Açıldı diye sözü edilen davalar tazminat davaları. Sebepleri ise, birisine “sayın” demeleri değil. Ve/veya birilerine “sayın” derken beraberinde, birilerine de “kelle” demiş olmaları. “Kelle” diye kastettikleri de şehitler. Bu hitap nedeniyle şehit düşen evlatlarına ve kendilerine hakaret edilip-haksızlık edildiğini düşünen ve rencide olan şehit aileleri, Kartal Şehit Anneleri Derneği organizasyonu ile üç kuruş talepli manevi tazminat davaları açıyorlar.
Basından izlediğimiz, bu davaların 9 tanesi kazanılıyor ve 13 tanesi de halen sürüyor.
c) Suçun işlendiği, suçlunun, zanlının bulunduğu yerde dava açılabileceği bir genel kural olarak doğrudur. Ancak açılan dava manevi tazminat davası olup, sebebi de kendilerinin şehitler için kullandığı “kelle” ifadesine, yani BK m 41 ile tanımlandığı üzere “haksız fiil”e dayanmaktadır. Bu “kelle” ifadeleri yayın organları vasıtası ile her yerde yayınlanmakta ve böylece yayınların ulaştığı her yerde suç teşkil eden “haksız” fiil gerçekleşmiş sayılmaktadır.
Öte yandan, haksız fiillerle ilgili olarak HUMK m 21 ile “..fiilin vuku bulduğu mahal mahkemesi…” de yetkili kılındığı için, yayınların ulaştığı ve şehitlerin bulunduğu her yer mahkemesi dava için yetkili olmaktadır.
Ayrıca ve özellikle;
Başbakan’ın, “yürütme gücünün” başı olarak, Anayasa’ya ve Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı olan “güçler ayrılığı” ilkesine göre; “yürütme” ile eş değer bir güç olan “yargı gücüne” her fırsatta eleştiri yöneltmesi, üstelik, somut olayda olduğu gibi yersiz ve dayanaksız olarak bağırıp çağırması; Anayasa’ya, Demokrasinin “güçler ayrılığı” ve “yargının bağımsızlığı” ilkelerine aykırı değil mi? Yapılan bu açıklamalar devam eden veya açılacak davalar nedeniyle mahkemelerin-yargının baskı altına alınmasına yönelik TCK ile öngörülen suç niteliğinde bir eylem değil mi?
Peki;
Başbakan bunları bilmiyor olabilir mi?
Bile bile söylüyor ve yapıyor olabilir mi?
Van Cumhuriyet Üniversite’si Rektörü Yücel Aşkın(ve arkadaşları) aleyhine açılan soruşturma ve skandal tutuklanmaları olayında ve Şemdinli olayı ile ilgili olarak şimdiki Genelkurmay Başkanı olan Yaşar Büyükanıt Paşa aleyhine düzenlenen
Savcılık İddianame olayında, “yargı bağımsızlığı” olduğu ifadesi ile hiç tepki göstermedikleri de hatırlanacak olursa..
Durum ne oluyor.
Kırk katır mı? kırk satır mı?
“ört ki ölem” mi?
|