görünenin ardındaki

15/4/2008 - Ne yapacağız

Kategori: DOKUNmalar

 

 

         

                            AKP’nin yeni Anayasa taslağının ABD’de tartışılması         5.3.2008

                                                                                                         

 

 

                           AKP tarafından Türkiye Anayasası olarak hazırlatılan taslak, henüz Türkiye’de tartışmaya açılmamış iken, Fethullah Hoca cemaati organizasyonu ile New York Columbia Üniversitesi’nde yapılan konferansla  AKP temsilcilerinin de katılımı ile Amerika’da tartışılmış.

 

                            Ne yapacağız?

                            Ulusal onur, kimlik, kişilik, omurga, bağımsızlık, özgürlük değerlerini unutabilecek miyiz?

                           Yoksa! modaya dönüştürülen küreselleşme, uzlaşma, paslaşma, paylaşma, yılışma, itaat gibi cilalanan değerlere mi tutunacağız?

                         

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/3/2008 - rüşvet mi? hediye mi?

Kategori: DOKUNmalar

                                  “Rüşvet” mi? “hediye” mi?                                             12.02.2008

 

                                                                                                                     

 

 

                                Tapu ve Kadastro’larda çok rüşvet döndüğü yolundaki şikayetler üzerine Genel Müdür Mehmet Zeki  Adlı’nın “..rüşvet almıyoruz, vatandaş ev almanın mutluluğu ile üç-beş kuruş bahşiş bırakıyor” yolundaki değerlendirmesine destek vermek üzere Bayındırlık Bakanı Faruk Özüak da ”rüşvetle bahşişi karıştırmayın” yolunda  uyarıda bulunmuş;

 

                              “Benim memurum işini bilir” den, “rüşvetin belgesi mi olur p.zeveng”ten

sonra gelinen doğal aşama..  Yalnız bu gelişme! ile de yetinmemek lazım. Hizmette sınır yoktur ya hani!  Öncelikle isim meselesini çözümlemek gerek.  Bazı Kurumlarda “bahşiş”, bazı kurumlarda “aşevi parası” vb isimlerle anılmakta olan bu ilişkiye belli bir isim vermek ve kullanmak suretiyle anlam kargaşasının önüne geçmeli.  

 

                             Ayrıca, zaman zaman “bahşiş”lerin arzı, talebi ve tutarı konusunda sıkıntı ve tereddütler yaşandığı da herkesçe malum. Bütün bu ihtiyacı gidermek üzere hangi kurumda, kimin, ne kadar “bahşiş” alabileceği veya nerde, kime ne kadar “bahşiş” verilebileceği hususunda kamusal bir düzenlemeye gidilmesinde sayısız yarar olduğu muhakkak.

 

                            Böylece bu rüşvet ah pardon “hediye” konusu ile ilgili yasal düzenleme yaparak standart oluşturabilmiş ilk ve tek ve de örnek! Ülke olabilmenin gururunu yaşarız!.

 

                           Süreci tamamlamak için literatür taraması yaparak gerekli değişiklikleri de kaydetmek gerek.

                          Örneğin,  Büyük Fuzuli’nin;

 

                           “Selam verdim, rüşvet değildur deyu almadılar”   mısrası ufak ve teknik bir değişiklikle;

                              “Selam verdim, hediye değildur deyu almadılar”   şeklinde yazılacak.

                                

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/3/2008 - İşimiz Allaha mı kaldı

Kategori: DOKUNmalar

 

 

 

                               “İşimiz tabii ki Allaha kaldı”                                3.2.2008

 

 

 

                               Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu; su kıtlığı nedeniyle medyada yer alan haber ve yorumlara kızarak;

 

                             “Biz Cenabı Allah’a güveniyoruz. İşimiz tabii ki Allaha kaldı. Rabbimizin yardımını her zaman hissettik, çünkü onun yolunda devam ediyoruz.” buyurmuş

 

                                 İyi de..  Biz, iş Allah’a kalmadan gerekenler yapılsın diye sizi seçip oraya getirdik ve paranızı da veriyoruz. Allah’a bıraktıktan sonra biz de bırakırdık. Siz de Allah’a bırakıyorsanız,  orada ve arada işiniz ne? .

 

     

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/2/2008 - El beşir

Kategori: DOKUNmalar

            

                                  Sudan Devlet Başkanı El Beşir

 

 

                                                                                                              23.01.2008

 

 

                               Sudan Devlet Başkanı’nı hiçbir Ülke kabul etmiyormuş. Dünyanın bir numaralı diktatörü kabul ediliyormuş. Hem dinci, hem ırkçıymış. Çünkü arap asıllı müslüman militerleri destekleyip, zenci asıllı müslüman halkı öldürtüyormuş. Ölenler üçyüzbini ve göç edenler de 2,5 milyonu aşmış durumdaymış.  21 yy soykırımcısı olarak kabul ediliyormuş.

 

                             Böyle bir lider Türkiye’ye niçin davet ediliyor?

 

                             Körle  yatan şaşı kalkmaz inşallah.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/2/2008 - ört ki ölem

Kategori: DOKUNmalar

 

                                                    “ört ki ölem” mi?

                          

 

                                                                                                                        09.01.2008

 

                             “Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ıyım. Şahsımla alakalı, düşünebiliyor musunuz, dava açıldı. Neymiş birisine ben “sayın” demişim ve bundan dolayı açılan dava da ne biliyor musunuz.? Üç kuruşluk manevi tazminat davası…   Niye? Acaba diğerleri tutar mı tutmaz mı?  Hile-i şeriye uygulayacaklar ya… 

 

                             Her zaman şunu biz biliriz.  Suçun işlendiği yer, eğer matbuatsa yayının yapıldığı yer, suçlunun, zanlının, neyse bulunduğu yer…  Hiç alakası olamayan bir yer.  Nerede? Kartal  ilçesinde…  Bunu anlamakta zorlanıyorum”

 

                              

                             Başbakan böyle diyor. Ama durum böyle mi?

                             Bakalım;

 

                             a)Açılan dava sebebi olarak birisine “sayın” demelerini gösteriyor. Oysa bu “sayın” hitabı ile ilgili olarak Ankara C. Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış ve  izin için TBMM başvurularak sonucu bekleniyor. Henüz açılmış bir dava yok. Daha evvel basında bu hususlar yer aldı.

 

                            b) Açıldı diye sözü edilen davalar tazminat davaları. Sebepleri ise, birisine “sayın” demeleri değil. Ve/veya birilerine “sayın” derken beraberinde, birilerine de “kelle” demiş olmaları. “Kelle” diye kastettikleri de şehitler. Bu hitap nedeniyle şehit düşen evlatlarına ve kendilerine hakaret edilip-haksızlık edildiğini düşünen ve rencide olan şehit aileleri, Kartal  Şehit Anneleri Derneği organizasyonu ile üç kuruş talepli manevi tazminat davaları açıyorlar.

 

                                Basından izlediğimiz, bu davaların 9 tanesi kazanılıyor ve 13 tanesi de halen sürüyor.

 

                             c) Suçun işlendiği, suçlunun, zanlının bulunduğu yerde dava açılabileceği bir genel kural olarak doğrudur. Ancak açılan dava manevi tazminat davası olup, sebebi de kendilerinin şehitler için kullandığı “kelle” ifadesine, yani  BK m 41 ile tanımlandığı üzere  “haksız fiil”e dayanmaktadır. Bu “kelle” ifadeleri yayın organları vasıtası ile her yerde yayınlanmakta ve böylece yayınların ulaştığı her yerde suç teşkil eden “haksız” fiil gerçekleşmiş sayılmaktadır.

 

                              Öte yandan, haksız fiillerle ilgili olarak HUMK m 21 ile “..fiilin vuku bulduğu mahal mahkemesi…” de yetkili kılındığı için, yayınların ulaştığı ve şehitlerin bulunduğu her yer mahkemesi dava için yetkili olmaktadır.

 

                              Ayrıca ve özellikle;

 

                              Başbakan’ın, “yürütme gücünün” başı olarak, Anayasa’ya ve Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı olan “güçler ayrılığı” ilkesine göre; “yürütme” ile eş değer bir güç olan “yargı gücüne” her fırsatta eleştiri yöneltmesi, üstelik, somut olayda olduğu gibi yersiz ve dayanaksız olarak bağırıp çağırması; Anayasa’ya, Demokrasinin “güçler ayrılığı” ve “yargının bağımsızlığı” ilkelerine aykırı değil mi? Yapılan bu açıklamalar devam eden veya açılacak davalar nedeniyle mahkemelerin-yargının baskı altına alınmasına yönelik TCK ile öngörülen suç niteliğinde bir eylem değil mi?

 

                               Peki;

                               Başbakan bunları bilmiyor olabilir mi?          

                               Bile bile söylüyor ve yapıyor olabilir mi?

                               

                              Van Cumhuriyet Üniversite’si Rektörü Yücel Aşkın(ve arkadaşları)  aleyhine açılan soruşturma ve skandal tutuklanmaları olayında ve Şemdinli olayı ile ilgili olarak şimdiki Genelkurmay Başkanı  olan Yaşar Büyükanıt Paşa aleyhine düzenlenen

Savcılık İddianame olayında,  “yargı bağımsızlığı” olduğu ifadesi ile hiç tepki göstermedikleri de hatırlanacak olursa..

 

                            Durum ne oluyor.

 

                            Kırk katır mı? kırk satır mı?

 

                           “ört ki ölem” mi?

           

                                        

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

görünenin ardındakileri aktarma denemeleri...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

picassobelkiyinegelirim
aslihanyildirim
baymidye
adanakigem
Verşan Gür
psikososyalgelisim
yukselsoyluoglu
versangur
asitoptas